Kıbrıs, Akdeniz’in ortasında
minik bir cennet deyimi yerindeyse. Uçaktan
indikten sonra aslında hiç de yabancı
hissetmiyor insan. Kıbrıs, kimi zaman İstanbul kimi zaman Sinop zaman da Amasya oluverdi benim için ve kendimi memleketime gelmiş gibi hissettirdi bana. Kıbrıs’ın benim için hep ayrı bir
yeri olmuş ve uzaklardaki bu adaya hep
merak etmişimdir. Kıbrıs’ta askerlik yapan dayı, üniversite
okuyan kuzen bunlar bize Kıbrıs’ın aslında bize ne kadar yakın olduğunun
bir kanıtı. Her devirde konumu itibari ile hayati önem taşıyan yeşil ada Kıbrıs
Osmanlı tarafından fethedilince ona hakkettiği değer
verip birçok nadide eser bırakılmış. Selimiye camisi de bu eserlerden
biri.
Cami aslında bir katedral. Paris’teki Notre Dame kilisesi örnek alınarak
yapılmış ve Kıbrıs'ın en önemli kilisesi olduğundan, Luzinyan krallarının taç
giyme törenlerinin yapıldığı bir adres olmuş.
Gotik mimarisi ile inşa edilen yapıya iki minare, bir minber ve bir mihrap eklenerek camiye çevrilmiştir. Özellikle eklenen minarelerin yapıyla bütünleşmesi ve
orijinal yapıyı bozmayıp kilisenin
kendine has motiflerini olduğu
koruması Osmanlının inançlara saygısı ve
mimarideki başarısının bire bir kanıtıdır. Ayrıca
caminin üç tane mihrabı var. Cami büyük olduğundan kıbleyi
karıştıranlar
için böyle bir
çözüm bulmuşlar. Üç
mihrapta birbirinden farklı ve güzel. Caminin içi beyaz ve sade bir görünüme
sahip. Ayrıca caminin içerisinden çıkan halılar,
mumlar, rahle vb. eserler caminin yakındaki İslam Eserleri müzesinde sergileniyor. Lefkoşa’nın merkezinde bulunan bu camiye
kolayca ulaşabilir ve yol üstünde birçok eserler karşılaşabilirsiniz.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder